18 Mart 2010 Perşembe

Hayat kime şikayet edeyim seni bilemem?





Yaşamayı, hayatı çok seviyorum. Ancak bazen yorulduğumu hissediyorum. Biraz önce mailime bakarken "Free Stress Test" başlıklı bir mail geldiğini gördüm. Ağrıyan başıma parmaklarıma dayamış halde sıkıntılı bir şekilde maili açtığımda karşıma yandaki resim çıktı. Yuh dedim aynı pozisyondayken açılırmı bu mail. Hiç şüphe yok ki stresteyim.


İşimde de bir değişiklik söz konusu olabilir, aslında bir fırsat sundular diyebilirim, muhtemel gelirimi ve kariyerimi geliştirecek ama bütün hayatımıda değiştirecek bir fırsat. Çok iyi düşünmeliyim, artı ve eksileri önüme koyup tüm sorumluluğu kendim alıp karar vermeliyim. Allahtan bir aylık bir süre verdiler.


Yorgunum dedim ya, hayat sıklıkla benim hayat çizgimi değiştiriyorda ondan yorgunum. Neden ben birkaç senede bir yaşamımı kökünden etkileyecek kararlar vermek zorunda kalıyorum. Başkalarına cazip bile gelebilir bu ama ben artık yoruldum. Şükürler olsun ki hep kollandığımı hissediyorum allah tarafından. Sadece artık bir hayata kök salmak istiyorum. Nasıl olursa olsun hayatımda bir çocuk istiyorum ve karakteri sağlam, gerektiğinde birbirimize sırtımızı yaslayabileceğimiz bir eş, bir yuva istiyorum. Ama saplantı haline getirmiyorum bunu. Sadece yorgunum, yeniden hayatla pazarlığa oturmak için yorgunum.


Keşke şu teklif ben kendimi iyice toparladıktan sonra gelseydi. Bir iki aya daha ihtiyacım var, şu anda tek isteğim içime dönmek, kendi başıma hayattan zevk alabildiğimi, özümü sevebildiğimi, hayatıma neşe getirmem gerektiğini tekrar kendime hatırlatmak ve uygulamak.


Tekrar dimdik durabilmek için zamana ihtiyacım var.

7 Mart 2010 Pazar

Keyifli bir gece..

Bu gece güzel geçti. Önce hiç keyif almadığım, sürekli zaplayıp geçtiğim tv yi kapattım. Çok doğru bir hareket yapmışım.

İşte gecenin top 5' i;
* Güzel bir radyo kanalı
* Ayaklarımı uzatıp gömüldüğüm koltuğum
* Gazetelerim ve eğlenceli bir dergi
* Melisa çayı
* Yanımda yatan tüy yumakları (tatlı, yumuşak, sevgi dolu kuyruklu kuzularım benim)

Ne güzel valla huzurluyum bu gece.

11 Şubat 2010 Perşembe

Onlar da gidiyorlar..

Sevgili kardeşim ve biricik eşi de gidiyor yarın. Bursa'ya yerleşiyorlar. Onlar benim İstanbul'da kalan tek yakınlarımdı .

Benim canım kardeşim, İstanbul'a geldiğinde ne kadar sevinmiştim, neler yaşadık senle bu koca şehirde, hep ayakta kaldık ama, zor anlarda hep sahip çıktık birbirimize. Belki güzel anlarımızı doyasıya beraber yaşayamadık, belki bazen ihmal ettik birbirimizi, canı gönülden sarılamadık, eleştirdik sıksık.

Ama şimdi bakıyorum ki aslan gibi bir kardeşim var benim, seninle gurur duyuyorum.

Ablan hep sahip çıkmaya çalıştı sana ömrü boyunca, ama sen uzun bir süredir kendi kanatlarınla uçuyorsun artık. Dünya güzeli bir eşin var, uzakta da olsa pırlanta gibi bir oğlun var. Onlara sahip çık kardeşim. Eşine her zaman önce saygı göster, her zaman kıymetini bil, değerli olduğunu hissettir, sen bunları yaparsan o da seni başının taçı edecektir. Geç anladım ama hayatta en kıymetli şey bir ailesi olabilmesiymiş insanın.

Hayat karşına bazen zorluklar çıkaracak ama hiç bir zorluk çözülemez değildir. İnsan öyle güçlü bir varlık ki herşeyin üstesinden sevgiyle, anlayışla, sakinlikle gelebilir. Önce buna inan, başın sıkıştığında, birşeyleri çözemediğinde ben buradayım ablacım, beraber her zorluğu yeneriz biz.

Kalbim hep sizinle olacak, allah yolunuzu açık etsin canlarım. Sizi seviyorum.

10 Şubat 2010 Çarşamba

%100 düşünce gücü kitabından alıntı..

"Düşüncelerimi seçme hakkım olduğunu idrak ettim.
Başkalarının benimle ilgili düşünceleri beni bağlamaz.
Ben izin vermedikçe kimse benim düşüncelerimi biçimlendiremez.
Kendim için sağlık, mutluluk, refah, sevgi ve anlayış düşüncelerini seçiyorum.
Korku ve nefrete düşüncelerimde yer yok.
Bu andan itibaren hayatımın hakimi benim. "

30 Ocak 2010 Cumartesi

Damardan Ferzan almalıyım

Haftaya tüm Ferzan filmlerini toparlayıp seyretmeliyim. En sevdiğim filmi Cuore Sacro. Irene ile kendimi çok özdeşleştirmiştim ilk seyrettiğimde. Ne kadar güzel bir insandı, ne kadar duru bir kadındı.

Hele film müzikleri , "I gabbiani" yi unutmak mümkün mü? Evet evet damardan almalıyım.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Bölünmüş hayatlar



Facebook sayesinde yıllardır görmediğim kuzenimle bağlantıya geçtim. Yaklaşık 23 sene önce yazlıktaki havuzdan hiç çıkmayan, yanmaktan kapkara olmuş, tombiş sevimli bir veletti kendisi. 23 sene , tahmin edersiniz ki şimdi kocaman aslan gibi bir delikanlı olmuş. Resimlerini görünce gözlerim doldu. Amcam, kendisinden yaşça küçük sekreterine aşık olup, 2 çocuğunu ve karısını bırakıp onunla evlendi ve 2 çocuk daha yaptı. Yeni karısının baskısıyla ilk çocuklarıyla görüşmeyi kesti. Dolayısıyle zaten çok kuvvetli olmayan aile bağlarımızdan dolayı, yıllardır kuzenlerimden bir haber alamadım. Bizim ailenin erkekleri böyle hayırsızdır diyeceğim ama büyük amcam istisnaydı, karısına ve çocuklarına çok bağlıydı. -dı diyorum çünkü malesef iyiler çabuk gider, o da beyin kanaması geçirip aramızdan ayrıldı. Her gittiğimiz düğünde beni dansa kaldırırdı, çevirir eğlendirirdi. . Huzur içinde yatsın, bazen onu özlediğimi hissediyorum. Onun çocuklarıyla da görüşmüyoruz, karısı amcamın ölümünden ailesini suçladığı ve mal mülk kavgasına girdikleri için baba tarafıma küstüler. Ben bu zamanlarda yeni genç kızlığa adım atmış, dünyadan ve aile ilişkilerinden bir haberdim. O zaman ki güçüm aile bağlarını korumaya yetermiydi bilinmez tabi.
Şimdi düşünüyorum da bizim ailenin çocukları öyle yada böyle babasız büyümüş. Bu bir lanet herhalde, şu anda kardeşimin oğluda babasız büyüyor. Bunları düşününce tüylerim diken diken oldu ve içimde bir yerler sızladı. Ne uğruna parçalıyoruz hayatları, terk ediyoruz küçüçük çoçukları bilinmez. Kuzenimin güldüğü resimlerinde , yüzünde aynı acıyı gördüm bugün. Aynı bizlerdeki gibi. Bunu kendi yeğenimde görmeye katlanamam. Gerekirse akılsız kardeşimin kafasına vura vura oğluna sahip çıkmayı öğreteceğim. Baba sevgisi görmediği için şimdi o da evladına gerekli ilgiyi gösteremiyor. Ben bunun yeğenime olmasına izin vermeyeceğim.

26 Mayıs 2009 Salı

İnsan olmaktan istifa ediyorum...

Blog' umu takibe alan bir arkadaşın (Norveç Günlüğü) yazdıklarına göz atarken "don't look at me" yazısı ilgimi çekti ve oradaki linki okumak gafletinde bulundum. Zavallı bir pitbulla yapılan işkenceden bahsediliyor. Herkesten çok özür diliyorum ama bunu yapan kişiye veya kişilere bir çift lafın olacak "Bin beteri size yapılsın inşallah, size insan deniliyorsa ben istifa ediyorum insanlıktan bundan böyle."

Ama sadece bu yaratıklar* suçlu değil tabiki, onları bu şekilde yetiştiren anne-babalar, öğretmenler, devlet suçlu bizler suçlıyuz. Hala bu devirde beş metre çevresine bir kedi yaklaştığında havalara sıçrayıp, çığlık çığlığa bağıran kadınlar olduğu sürece, 3 yaşındaki oğlunun yerde yatan bir hayvanı tekmeyle havaya savurduğunu ballandıra ballandıra anlatan babalar olduğu sürece, barınaklar açıp sonrada içeri tıktığı hayvanları aç bırakıp birbirlerini parçalatan bir devlet olduğu sürece, bu düzen değişmez arkadaşlar.

Sevgisini karşılıksız veren bu canlara dokunduğumuz , canlarını acıttığımız sürece bizim sırtımız yerden kalkmaz, sürünürüz , beter oluruz.

Şu anda nefret doluyum. Çocuklara ve hayvanlara yapılan eziyetleri affetmem mümkün değil, böyle yaratıklara lanet okuyorum, küfrediyorum.

Ben ne mi yapıyorum hayvanlar için? 3 tane canım kadar sevdiğim kediye annelik yapıyorum, sokak hayvanlarına gerçekten yardımcı olduklarını düşündüğüm "Barınak gönüllüleri derneği" ne her ay düzenli bağış yapıyorum**, sokakta gördüğüm her hayvanın başını okşamaya çalışıyorum. Sizlerde birşeyler yapın, insanım demek istiyorsanız sizden sevgi bekleyen bu canlılar için birşeyler yapın. Yoksa insanım demeye utanacak hale geleceğiz ve bir gün yok ettiğimiz her güzellik için fazlasıyla bedel ödeyeceğiz.

* İnsan olamayacakları için yaratık kelimesi uygun geldi.
** Destek vermek isteyenler dernek sitesinden mail order formuna ulaşabilirler. Merak etmeyin gönlünüzden ne koparsa kredi kartınızdan o çekiliyor. Gerçekten çok güzel çalışmalar yaptılar hayvanlar için. Keşke sadece maddi olarak değil fiilende destek olabilsem onlara ama elimden gelen şimdilik bu kadar.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Neden yazamıyorum?


Sevgili Elvan artık yeni birşeyler yazmam gerektiğini hatırlattı geçenlerde..
Ben istemezmiyim yazmayı, her okuduğum blogta gaza gelmiyormuyum ben de yazsam diye. Hemde yazacak o kadar çok şeyim varken, yüreğim ve zihnim bu kadar dolmuşken yazmamak, cerahati akmayan bir yara taşımak gibi.. Tembellikten mi yazmıyorum , yoksa dürüstlüğümü kaybettiğimi düşündüğümden mi bilmiyorum. Kendimi herşeyi açıkca yazacak gibi hissetmediğim zamanlarda yazmaktanda vazgeçiyorum.

Umarım bu kıvranmalarım başlangıç olur. Kafamda çok şey var..Paylaşmalıyım..

16 Aralık 2008 Salı

Mutluluğun resimleri








Canımın içi kardeşim, yaklaşık 32 yıl önce ...















Boncuğum, evimin kralı..







Bu küçük kızın resmini ilk gördüğümde ağladığımı hatırlıyorum... Keşke bulabilsem, keşke kimseyi sevmediğim kadar sevsem onu diye düşünmüştüm.










Coşkun beyin küçüklüğü




Coşkun beyin şimdiki halleri :)



















Bodrum'da 2 yıl önce çekmiştim bu fotografı. Daha önce denize giren bir ördek ailesi görmüşmüydünüz ? Ben görmemiştim..






Norveç'ten eski bir dostun çektiği fotograf, sabaha karşı çekilmiş , üzerinde oynanmamış muhteşem bir mavilik. Kendi gözümle görmeyi çok isterdim .


Canım arkadaşımın Defne'si...O da büyüdü :)